Londra’da Tech Meetup’larında Kaybolup Kendimi Toparlamam
İş & KariyerLondra’da tech meetup’larına katılmak garip biçimde hem iyi geldi hem de yorucu oldu. İlk girdiğim salonda herkesin elinde craft beer, yüzlerde hafif bir “networking mode on” ifadesi vardı. Ben de kapıda standin önünde bir süre oyalanıp içeri girmeyi erteledim. İnsan kendini tuhaf hissediyor; sanki birileri gelip “sen hangi startup’tasın?” diye soracakmış gibi bir beklenti var. Yine de içeri girdim, elimdeki etikete ismimi yazdım. Ne kadar etkisiz bir davranış gibi görünse de insanı ortama daldırıyor. Meetup’lar genelde iş konuşmak için değil, sektörün nabzını yoklamak için iyi bir alan. Bazen sunumlar aşırı yüzeysel oluyor, bazen de konuşmacı o kadar hızlı gidiyor ki konuyu yakalamak zor. Ama sohbet tarafı daha doğal akıyor. Birkaç kişiyle konuşurken aynı yolculuklardan geçmiş olduklarını fark ediyorum. Özellikle yeni gelenlerin yaşadığı mental çalkantılar burada çok görünür.
Hangi meetup ne sunuyor?
Tech etkinlikleri arasında büyük bir skalada gidip geliyorum. Bazıları tamamen developer odaklı, bazıları daha ürün ve tasarım karışımı. Bir akşam blockchain anlatıyorlar, ertesi akşam data engineering konuşuluyor. Hepsinin ortak bir tarafı var: Konuşmalar bitince herkes gruplar halinde sohbet ediyor. Bazı gruplar çevresine yüksek bir duvar örmüş gibi kapalı, bazıları çok açık ve rahat. Kendimi genelde orta seviye açık gruplara yakın hissediyorum; ne kasıntı ne aşırı samimi.
- Backend & Cloud Meetups
- Frontend London
- AI / ML Community Londra
- Women in Tech etkinlikleri (erkek katılımı da oluyor, ama daha farklı bir enerji var)
- Startups & Founders buluşmaları
Bir tanesinde Kafka sunumu vardı, anlatan adam o kadar hızlı konuştu ki üç kişi yan yana göz göze gelip gülmeye başladık. O an “demek ki yalnız değilim” dedim. Meetup’lar biraz da böyle; çoğu kişinin kafası karışık, herkes öğrenmeye çalışıyor.
Networking kısmı neden bu kadar garip?
Networking kelimesi her yerde dolaştığı için insanın aklında bir baskı yaratıyor. Zorlamalı, mekanik bir eylem gibi. Oysa pratikte kimse sana CV sormuyor. İnsanların daha çok merak ettikleri şey tecrübe, nereden geldiğin değil, şu an neye ilgi duyduğun. Bu rahatlatıcı bir şey. Yine de ilk beş dakikanın gerginliği geçene kadar omuzlarım kasılıyor. Sohbetler çoğu zaman şöyle akıyor: Birisi yanına gelip “What brings you here?” diye soruyor. O cümlenin arkasında “neden buradasın, ne arıyorsun, seni nereye koyayım?” gibi gizli bir merak var. Ben de bir süre sonra kendimi daha net ifade etmeye başladım. Bu netlik hem beynimi boşaltıyor hem de karşı tarafın konuşmasını kolaylaştırıyor.
Ücretsiz pizza gerçeği
Çoğu meetup’da pizza ve bira olması bir klişe gibi ama yoğun bir günün ardından beklenmedik bir motivasyon sağlıyor. Bazı akşamlarda sadece bir dilim margarita alıp köşeye geçip insanları izledim. Londra’da tech sahnesinin bu kadar çeşitli olmasını görmek iyi hissettiriyor. Aynı ortamda junior developer, product manager, akademisyen, çiçeği burnunda founder bir arada. Herkes bir şeyin peşinde ama kimsenin koşma hızı aynı değil.
Konuşmacıları dinlerken hissettiğim şey
Sunumlar bazen gerçekten ilham verici. Bir konuşmacı, open source projelerde katkı yapmanın nasıl ufkunu açtığını anlatıyordu. O an kısa bir öfke hissettim. Türkiye’deyken bu tarz topluluklara erişmek bu kadar kolay olsaydı hayatım daha erken değişirdi diye düşündüm. Sonra kendime geldim; burada olmak zaten geç kalmışlık değil, yeni bir başlangıç. Tech meetup’ları insanın içindeki o minik kıvılcımı harlıyor. Eve dönerken genelde kafam dolu oluyor; biri ML pipeline’dan bahsediyor, bir diğeri remote çalışma kültüründen. Hepsini sindirmek mümkün değil ama o yoğunluk iyi geliyor. Sanki bir anda daha büyük bir ekosistemin parçası olduğumu hatırlatıyor.
İlk temas anının kritikliği
Networking yaparken en kritik an aslında konuşmanın ilk 15 saniyesi. Göz göze geliyorsun, hafif bir gülümseme, küçük bir giriş. Kendini tanıtırken ne çok şey anlatman gerekiyor ne de boş konuşman. Minimal, sade bir açıklama yeterli. Bir keresinde adamın biri üç dakika boyunca monolog yaptı. O an “benim için bu konuşma burada bitti” diyip yanımdaki su dispenser’ına yöneldim. İnsan sosyal kapasitesini korumak zorunda.
Gerçek bağlantılar nasıl kuruluyor?
Bazı kişilerle bağ hemen oturuyor. Aynı teknolojileri kullanmışsın, benzer yolculuklardan geçmişsin, benzer sorunlarla boğuşmuşsun. Meetup’ların zengin tarafı bu. Çok uzun sürmeyen ama yoğun bir etkileşim. Birkaç kişiyle LinkedIn üzerinden bağlantı kurdum. Orada da aynı enerji devam ediyor; kimse gereksiz mesaj atmıyor, herkes profesyonel ama sıcak bir mesafede duruyor. Meetup’larda kurduğum küçük sosyal çevre zamanla bana farklı kapılar açabilir düşüncesi hoşuma gidiyor. Ama bunu bir beklentiye çevirmemeye çalışıyorum. Zorlama networking kadar anlamsız bir şey yok. İnsan kendini zorladığında karşı taraf bunu hemen hissediyor.
Etkinliklerin lokasyonları
Londra’daki tech buluşmaları genelde Shoreditch, Old Street, Canary Wharf ve Liverpool Street çevresinde dönüyor. Bu bölgelerin enerjisi farklı; Shoreditch daha rahat ve hipster, Canary Wharf fazla kurumsal bir hava taşıyor. Old Street ise tam olarak tech hub’ın kalbi gibi. Metrodan çıkınca bile hissediyorsun. Bazı etkinlikler ofis ortamında, bazıları coworking alanlarında düzenleniyor. Her mekânın kendine ait bir atmosferi var. Ofis etkinliklerinde genelde içeride bir ürün demosu görüyorum. Coworking’lerde daha çok sohbet, daha az sunum oluyor. Hangisinin daha iyi olduğu günün ruh haline bağlı.
Eve dönüş yolunda düşünceler
Meetup dönüşü metroya binerken fark ettim: İnsan sosyal olduğu kadar yalnız. Kalabalığın içinden çıkıp o soğuk metro raylarına bakarken zihnimde konuşmalar uçuşuyor. Günün tüm gerginliği ilginç bir şekilde eriyor. Yaşadığım şehri biraz daha tanımışım gibi hissediyorum. Network kurma baskısı artık üzerimde eskisi kadar ağırlık yapmıyor. Her etkinlikte biraz daha rahatlıyor, biraz daha içine karışıyorum. Bir yerden sonra kendini tanıtmak bile daha naturel geliyor. Bu şehirde ayakta kalmanın yollarından biri de bu: Bağ kurmak, dinlemek, öğrenmek.