Spor Salonları: Pahalı Üyelikler ve Kaçış Yolları
SağlıkYeme-içme kültürünün değişmesi ve stres derken, ister istemez bir kilo alımı, bir enerji düşüşü oldu. Mental Health danışmanlığı almam bile bir yerde yeterli olmadı, biraz fiziksel aktivite şart. Bisiklet güzel ama kış yaklaştıkça havanın kasvetiyle dışarı çıkmak işkenceye dönüşüyor. Çözüm: İngiltere'de Spor Salonları. Ama bu ülkedeki spor salonu üyelikleri de ayrı bir dert. Burada spor salonları genel olarak üç ana kategoriye ayrılıyor: Bütçe Dostu (Budget), Orta Sınıf (Mid-Range) ve Premium/Butik. Senin neye ihtiyacın olduğuna karar vermen gerekiyor. Ben tabii ki önce en ucuzlarını araştırmaya başladım.
Bütçe Dostu Devler: PureGym ve The Gym Group
PureGym ve The Gym Group gibi yerler, bütçe bilincine sahip göçmenlerin ve öğrencilerin sığınağı. Ayda £20-£35 arası değişen fiyatlarla, temel ekipmanlara ve 7/24 erişime sahip oluyorsun. Olayın güzel yanı, çoğunun bağlayıcı sözleşmesi (No contract) olmaması. Ne zaman istersen çıkabiliyorsun. Bu, benim gibi ne yapacağı belli olmayan, bir anda ülkeyi terk etme potansiyeli olan biri için çok önemli. Ama tabii ki bir de olayın ‘eksi’leri var. Soyunma odaları her zaman kalabalık, makineler bazen sıra bekliyor ve en önemlisi, bu salonlarda ruh yok. Tamamen işlevsel, soğuk ve bazen ışıklandırması o kadar kötü ki, aynaya bakasın gelmiyor. Yine de, amaç sadece demir kaldırmak ve kardiyo yapmaksa, paranın hakkını veriyorlar. Ben de PureGym’e üye oldum, evime en yakını olandı. Üye olurken dikkat etmen gereken bir detay var: Peak vs. Off-Peak. Bazı salonlar, yoğun saatler (mesela iş çıkışı 17:00-20:00) dışında kullanırsan daha ucuz üyelik sunuyor. Eğer esnek çalışma saatlerine sahipseniz veya sabah erken kalkabiliyorsanız, bu büyük bir indirim demek. Tabii ben kendimi kandırmayayım, ne kadar erken kalkabilirim tartışılır.
O Sözleşmeler ve Üyelik İptali Çilesi
Orta ve Premium sınıfa geçince (mesela David Lloyd, Virgin Active), fiyatlar birden uçuyor. Ayda £60-£150 arası rakamlardan bahsediyoruz. Bu salonlarda yüzme havuzu, sauna, buhar odası gibi ekstra lüksler ve sınırsız stüdyo dersleri oluyor. Bu, sosyal aktivite arayanlar için cazip olabilir ama benim için gereksiz lüks. O parayı evin depositi için biriktirmek daha mantıklı. En sinir bozucu kısım ise, bu sözleşmeli üyelikler. İngiltere'de çoğu hizmet aboneliğinde olduğu gibi, spor salonları da sana 12 aylık sözleşme imzalatmayı seviyor. Eğer bu süre dolmadan ayrılmak istersen, ya ceza ödüyorsun ya da 'çok özel' bir sağlık sorununun olduğunu kanıtlayan bir doktor raporu sunman gerekiyor. Bu, tam bir tuzak. Bu yüzden "No contract" seçeneği benim için bir kural oldu. Bir de yıllık ödeme yaparsan, genelde 1-2 ay bedava geliyor, ama tabii ki tek seferde o parayı çıkarmak gerekiyor. Spor salonuna üye olmak, beni bir rutin oluşturmaya zorladı. Artık haftada 3 gün, ne olursa olsun gitmeye çalışıyorum. Bu, hem fiziksel hem de zihinsel olarak beni toparladı. İngiltere'nin o bitmek bilmeyen bürokrasisi ve gri havası karşısında sinirlerim gerildiğinde, gidip biraz ağırlık kaldırmak, o stresi atmak için en iyi yöntem. Aslında spor salonu, sadece bir egzersiz yeri değil, aynı zamanda Londra'nın karmaşasından kısa bir kaçış noktası oldu benim için. Bir de burada indirim kapıları var. Bazı işverenler veya sağlık sigortası şirketleri (Vitality gibi) sana spor salonu indirimleri sunabiliyor. Benimki o kadar cömert değildi ama yine de araştırmaya değer. İngiltere’de her zaman bir indirim, bir loophole (kaçamak) vardır, yeter ki aramayı bil.