IngiltereRehberi

İngiltere'de Ocak Ayı: Kışın Ortasında Hayatta Kalma Rehberi

İngiltere'de Ocak Ayı: Kışın Ortasında Hayatta Kalma RehberiEv & Yaşam

İngiltere'ye ilk taşındığım yıl beni en çok şaşırtan şey soğuk değil, günlerin ne kadar kısa olduğuydu. Türkiye'de de kış yaşanıyor ama burada özellikle Ocak ayında sabah işe giderken hava hâlâ karanlık oluyor, işten çıktığınızda ise gün çoktan bitmiş oluyor. Yani sabah 8'de zifiri karanlıkta uyanıp, öğleden sonra 4 dedi mi gecenin körü moduna geçmek ilk başta insanın dengesini fena bozuyor.

Bu durum ilk başta sadece moral bozucu gibi görünse de zamanla günlük rutininizi, çalışma motivasyonunuzu ve hatta uyku düzeninizi bile etkileyebiliyor. Kendinizi bir anda "Ulan gün bitti, ben daha hiçbir şey yapmadım" psikolojisinde bulabiliyorsunuz. Eğer İngiltere'de ilk kışınızı geçiriyorsanız, Ocak ayı biraz zorlayıcı gelebilir. Neyse ki Jale ile burada geçirdiğimiz kışlardan sonra birkaç küçük alışkanlıkla bu dönemi çok daha rahat atlatmanın yollarını çözdük.

Ocak ayında İngiltere havasının gerçek yüzü

Birçok kişi İngiltere'nin sürekli kar altında olduğunu, filmlerdeki gibi her yerin bembeyaz kesildiğini düşünür. Gerçekte ise durum tamamen başka bir şey.

  • Sıcaklık çoğu bölgede 1-8°C arasında gezinir.
  • Kar yağışı her şehirde düzenli görülmez, hatta Londra'ya neredeyse hiç düzgün kar yağmaz.
  • En büyük belanız aralıksız çiseleyen yağmur ve yüksek nemdir.
  • Rüzgâr sertleştiğinde termometredeki sayı ne olursa olsun o soğuk iliğinize kadar işler.

Özellikle Manchester, Leeds, Sheffield, Newcastle ve İskoçya taraflarında kış şartları güneye göre çok daha sert olabiliyor. Londra'da ise daha çok gri bir gökyüzü ve bitmeyen bir ıslaklık hakim.

En büyük sorun soğuk değil, evin içindeki nem

Türkiye'deki o kuru, sert soğuktan farklı olarak İngiltere'de nemli hava çok daha fazla üşütüyor. Termometre 5 derece gösterirken bile kendinizi sıfırın altında hissedebiliyorsunuz. İşin kötüsü, bu nem sadece dışarıda değil, evin içinde de en büyük düşmanınız haline geliyor. Eski İngiliz evlerinin o meşhur yalıtım sorunları yüzünden pencerelerde yoğuşma (condensation) başlıyor ve eğer önlem almazsanız bir bakmışsınız duvarlar küflenmeye yüz tutmuş.

Bu yüzden sadece kalın bir mont alıp kurtulurum sanmayın. Kat kat giyinmek burada hayat kurtarır.

  • Termal içlik (kesinlikle dolapta birkaç tane olmalı)
  • İnce ama sıcak tutan polarlar
  • Rüzgâr ve su geçirmeyen kaliteli bir mont
  • Ayakları kesinlikle kuru tutacak su geçirmez ayakkabılar
  • Eldiven ve bere ikilisi (cebinizden eksik olmasın)

Özellikle ayakların kuru kalması günün geri kalanındaki konforu ciddi anlamda etkiliyor. Jale geldikten sonraki ilk hafta sırf yanlış ayakkabı yüzünden üşütüp günlerce yatmıştı, oradan tecrübeliyiz.

Kısa günlerin getirdiği psikolojik yorgunluk

Ocak ayında gün ışığı yaklaşık sekiz saat civarındayken, bulutlu günlerde o ışığı bile tam göremiyorsunuz. Sabah işe giderken karanlık, akşam eve dönerken yine karanlık olması insanın içindeki enerjiyi emiyor adeta.

Ben ilk yıl bunun sadece bana özgü bir göçmen depresyonu olduğunu düşünmüştüm. Daha sonra iş yerindeki doğma büyüme İngiliz arkadaşların bile ofiste "Uykum var, enerjim sıfır" diye dolandığını, kahve makinesinin önünde kuyruk olduğunu görünce bunun oldukça normal olduğunu anladım.

Bu süreçte en mantıklı çözüm, öğle arasında hava nasıl olursa olsun kafayı dışarı uzatmak. Mümkün olduğunca öğle arasında kısa bir 15-20 dakikalık yürüyüş yapmak gerçekten fark yaratıyor. Hava güneşli olmasa bile o gün ışığını doğrudan almak hem psikolojik hem de fiziksel olarak beyni uyandırıyor.

Evde ısınma masraflarını dengede tutmak

Ocak aynı zamanda enerji faturalarının en yüksek geldiği, cüzdanı en çok acıtan dönemdir. Özellikle eski bir binada oturuyorsanız, fatura ekranını açtığınızda küçük bir şok yaşayabilirsiniz. Biz de ilk dönem Octopus Energy'ye geçtiğimizde tarifeleri manyak gibi incelemiştim.

Benim evde uyguladığım ve faturanın gereksiz yere şişmesini engelleyen birkaç basit yöntem var, işe yarıyor:

  • Kombinin termostatını sürekli kapatıp açmak veya bir anda 25 dereceye yükseltmek yerine 18-20 derece arasında sabit tutmak.
  • Kullanmadığınız odaların radyatör vanalarını tamamen kapatmak yerine minimum seviyeye getirmek.
  • Akşamları perdeleri erkenden kapatıp içerideki sıcak havayı korumak (kalın perdeler burada süs değil, resmen bariyer).
  • Pencerelerin kenarlarından hava sızıp sızmadığını kontrol edip gerekirse yapışkanlı yalıtım süngerleri çekmek.
  • Evdeki nemi ve dolayısıyla yoğuşmayı azaltmak için her sabah pencereleri açıp evi 5-10 dakika hızlıca havalandırmak.

Isıyı içeride tutmayı başardığınızda kombi sürekli deli gibi çalışmak zorunda kalmıyor, bu da doğrudan cebinize yansıyor.

D vitamini konusunu şaka sanıyorsanız yanılıyorsunuz

İngiltere'de güneşli gün sayısı özellikle kış aylarında komik derecede az. Türkiye'den gelen biri olarak "Aman canım ne olacak, idare ederiz" diyordum ama öyle olmuyordu.

Burada neredeyse herkes eczanelerden veya süpermarketlerden aldığı D vitamini takviyelerini kullanıyor. Ben de ilk yıl bunun bir pazarlama taktiği olduğunu düşünmüştüm fakat kışın ortasında gelen o anlamsız halsizlik, yataktan kalkamama hissi ve sürekli mutsuzluk durumu üzerine pes ettim. Boots'a gidip bir kutu edindim. Takviye kullanmayı düşünüyorsanız tabii ki bir eczacıya veya aile hekime (GP) danışmak en doğrusu ama bu konuyu kesinlikle hafife almayın, vücut bir süre sonra o güneşi gerçekten arıyor.

Yağmura karşı profesyonel yaklaşım

İngiltere'de hava tahminleri tam bir bilmece gibidir. Sabah pırıl pırıl bir güneşle uyanıp "Ooo bugün hava temiz" diyerek evden çıkarsınız, öğleden sonra bir anda gökyüzü delinir.

Burada öyle büyük, hantal şemsiyelerle gezmek çok pratik değil çünkü yağmur genellikle rüzgârla birlikte yatay yağıyor. O yüzden çantanızda her zaman hafif, katlanabilir küçük bir şemsiye ya da en mantıklısı kapüşonlu, su geçirmez ince bir rüzgârlık bulundurmak. Ben artık evden çıkarken sadece dereceye değil, hava durumunun yağmur yüzdesine ve rüzgâr hızına mutlaka bakıyorum. Sırf rüzgâr yüzünden ters dönen kaçıncı şemsiyem hatırlamıyorum bile.

Toplu taşımada kış tarifesi gecikmeleri

Kış aylarında don, rayların aşırı soğuması, yoğun yağmur veya teknik arızalar nedeniyle tren ve metro hatlarında (özellikle yer üstü trenlerinde) gecikmeler çok sık yaşanır.

Gideceğiniz yere ucu ucuna yetişecek planlar yapıyorsanız kışın patlayabilirsiniz. Sabah evden çıkmadan önce Citymapper veya National Rail uygulamalarından hattın durumuna bakmak hayat kurtarır. "Minor delays" yazısını gördüğünüz an plana bir 15 dakika eklemek sizi işe veya randevuya geç kalma stresinden kurtarır.

Arabası olanlar için kışlık kontrol listesi

Eğer AutoTrader'dan falan bir araba kapıp direksiyon sınavını da verdiyseniz, Ocak ayında aracınıza biraz şefkat göstermeniz gerekiyor. Sabahları arabanın camındaki buzu çözmek için aceleyle sıcak su dökmek gibi hatalar yapmayın, camı çatlatırsınız.

  • Cam suyunu mutlaka antifrizli olan kışlık sıvılarla değiştirin (yoksa donuyor ve fıskiyeler patlıyor).
  • Sabahları camdaki buzu kazımak için bagajda bir buz kazıyıcı (scraper) veya de-icer sprey bulundurun.
  • Lastik basınçları soğuk havada düşer, arada bir benzinlikte kontrol edin.
  • Eski bir akünüz varsa kışın o ilk marşta zorlanabilir, durumunu kontrol ettirmekte fayda var.

Jale ile Yaris'i ilk aldığımız kış sabahı sileceklerin cama yapıştığını fark etmeyip çalıştırdığımda silecek motorundan gelen o acı ses bana iyi bir ders olmuştu.

Evden çalışanların (remote) görünmez tuzağı

Eğer benim gibi yazılım işindeyseniz veya home office çalışıyorsanız, kışın evden hiç çıkmamak çok kolay bir kaçış yoluna dönüşüyor. Dışarısı gri, yağmurlu ve soğukken "Aman şimdi kim giyinecek" diyerek günlerce bilgisayar başında hapis kalabiliyorsunuz.

Bunun insan psikolojisini ne kadar kötü etkilediğini bizzat tecrübe ettim. Bir süre sonra duvarlar üstünüze gelmeye başlıyor, kod yazarken bile odaklanamıyorsunuz. Bu yüzden kendime kesin bir kural koydum: Öğlen ya da mesai bitimi fark etmez, o kapıdan dışarı çıkılacak. Sırf en yakındaki markete gidip bir süt alıp dönmek bile o ev modundan çıkmanızı, zihni sıfırlamanızı sağlıyor.

Sosyalleşmeyi bahara ertelemeyin

Kış geldi diye herkesin evine kapanması, sadece Netflix karşısında pineklemesi çok büyük bir tuzak. Özellikle İngiltere'ye yeni taşındıysanız ve çevreniz henüz çok geniş değilse, kış ayları yalnızlık hissini iyice körükleyebiliyor.

Hava erken kararıyor diye pub buluşmalarını, hafta sonu yürüyüşlerini veya bir arkadaşınızla kahve içme planlarını iptal etmeyin. İngilizlerin kışın o karanlık havasıyla baş etme yöntemi zaten kendilerini pub'lara atmaktır. Akşam 5'te dışarısı zifiri karanlıkken sıcak bir pub'ın içine girip iki lafın belini kırmak, o kasvetli Ocak havasını tamamen unutturuyor.

İngiltere'de kış ilk başta korkutucu gelebilir ama sistemi ve kuralları çözdüğünüzde hayat bir şekilde akıp gidiyor. Önemli olan havanın griliğine teslim olup rutini bozmamak. Kat kat giyinip, D vitaminini alıp, öğle arasında o gün ışığını yakaladınız mı Ocak ayı da göz açıp kapayıncaya kadar geçip gidiyor, arkasından zaten günler yavaş yavaş uzamaya başlıyor.

Paylaş
FacebookXWhatsApp
İlgini Çekebilir