IngiltereRehberi

Camden Town’da Kalabalığın İçindeki O Türkiye’den Yeni Gelen Hissim

Camden Town’da Kalabalığın İçindeki O Türkiye’den Yeni Gelen HissimGezi

Gürültünün ritmi

Camden Town’a adım attığım an sesler birbirine karışıyor. Müzik, sokak satıcılarının bağırışları, motor sesleri, hatta turistlerin heyecanlı konuşmaları bile aynı akışta ilerliyor. Yürürken bir yandan dikkat etmem gereken şey trafiğin yönü, bir yandan da cadde boyunca dizilmiş dükkanların çılgın vitrinleri oluyor. Binaların üzerine kocaman bot heykelleri, uçak maketleri, renkli neonlar yapıştırmaları tuhaf bir çekicilik yaratıyor. Camden bana hep bir “her şey mümkün” hissi veriyor. Goth makyajlı gençlerle sıcacık gülümseyen yaşlı bir teyzenin aynı anda geçmesi çok normal. Ben de arada kalıyorum; ne gotik ne turistim ama bir şekilde bu karmaşanın içinde kaybolmayı seviyorum.

Camden Market’in dokusu

Camden Market’in içine girince adımlarım otomatik yavaşlıyor. Bir yanda küpe standları, diğer yanda ikinci el deri ceketler, daha ileride el yapımı sabunlar var. Her köşede başka bir koku yükseliyor. Tütsü gibi kokan bir bölüm var, orada her zaman bir an durup nefes alıyorum. Bir başka noktada taze pişen noodle’ın kokusu yükseliyor. Bu düzensizlik, kendi içinde çok düzenli aslında. Bir standda renkli yüzükleri incelerken satıcı benimle kısa bir sohbete girişti. Aslında bir şey almayı düşünmüyordum ama o sohbet yüzünden elim bir yüzüğe gitti. Böyle şeyler Camden’da sık oluyor; insan kendini kaptırıp hiç planlamadığı şeyler satın alabiliyor.

Turistler ve o sürekli akan kalabalık

Camden’ın turist yoğunluğu gerçekten yorucu. Bir ara köprü üstünde o kadar sıkıştık ki adım atacak yer bulmak zorlaştı. Yine de o yoğunluk enteresan şekilde buranın ruhunu oluşturuyor. Herkes aynı anda birbirini çekmeye çalışıyor; biri fotoğraf çekerken yanından geçen kişi elinde dev bir milkshake taşıyor, biri haritaya bakarken diğerinin rüzgarla kabaran ceketi yüzüne çarpıyor. Ben de arada “tamam, çok kalabalık ama güzel kalabalık” diye geçiriyorum içimden.

Rock barların o tanıdık karanlığı

Camden’ın en etkileyici taraflarından biri rock barları. Dışarıdan bakınca loş, hafif ürkütücü gibi görünse de içeri girince sıcak bir ortam çıkıyor. Bir akşam içeri adım attığımda sahnede çalan grubun sesi göğsümde titreye titreye yayıldı. Müzik yüksek, kalabalık hareketli ama herkes bir şekilde birbirine yer açıyor. Barda otururken içkimin fiyatını görünce hafif bir şaşkınlık yaşadım, ama zaten burada kimse fiyatları tartışmıyor. Duvardaki posterler, barın eskiyen ahşabı, ışıkların hafif kızıllığı insanı bir anda zamanın dışına taşıyor. En çok hoşuma giden şey, burada kimsenin kimseyi süzmemesi. Sanki herkes kendi hikayesiyle uğraşıyor.

Sahnede tanımadığım bir grup

Bir grubun ismini hiç duymamış olsam bile onların enerjisine kapılmak çok kolay oldu. Bir parçanın ortasında vokalin sesi çatladı ve herkes buna alkışla destek verdi. Bu küçük anlar Camden’ı sevdiriyor bana. Mükemmel olmasına gerek yok; dokunabildiğim bir gerçeklik var.

Sokak yemekleri: Kokuların yarıştığı alan

Camden Market’in yemek bölümü tam bir karnaval gibi. Buhar tüten noodle kaseleri, dev burritolar, üst üste dizilen vegan tatlılar… Bir köşede çin böreği sırası oluşmuş, diğer tarafta tütsülenmiş etin kokusu havaya karışmış. Ne yiyeceğime karar veremeyip uzun bir süre dolaştım. Sonunda baharatlı tavuk yapan standı tercih ettim. Satıcı yemeği uzatırken önümdeki turist grubu “hot” kelimesini yanlış anlamış olacak ki bir anda yüzleri kızarıp su aramaya başladılar. Burada yemek yemek pratiklik gerektiriyor. Dizine koyarak yemek zorunda kalabilirsin. Ben bir kere sandalyeye oturduğumu sanıp boş kasaya oturmak üzereyken son anda fark etmiştim, hâlâ aklıma geldikçe gülüyorum.

Biraz da sokak sanatı

Camden’ın duvarları her zaman hareketli. Bir duvarda yeni bir grafiti görüp ertesi hafta onun üzerine çizilmiş başka bir şey gördüğüm oluyor. Bu sürekli değişim hoşuma gidiyor; sanki sokak kendi kendine nefes alıyor. Bir köşede fotoğraf çeken gençler vardı, duvardaki dev göz temalı grafitiyi çekmeye çalışıyorlardı. Ben de birkaç saniye aralarına girip bir kare aldım. Kendimi turist gibi hissettim ama Camden bunu doğal kılıyor.

Küçük bir tablo: Camden Town’un ritmi

AlanGenel AtmosferYoğunluk
Pazar AlanıRenkli, kaotik, şaşırtıcıÇok yüksek
Rock BarlarKaranlık ama sıcakOrta-Yüksek
SokaklarBağımsız ruh, serbestlikSabah orta, öğleden sonra yüksek
Yemek StandlarıKokusal patlamaHer zaman yüksek

Karmaşanın içindeki o tanıdık his

Camden Town’un kargaşası beni nedense rahatlatıyor. Türkiye’deki bazı sokak pazarlarında hissettiğim o gürültülü canlılık burada farklı bir estetikle karşımda. Turistler sürekli birbirine dolanıyor, satıcılar fiyat söylemek için yarım adım öne çıkıyor, rock barların kapısından dumanlı hava sızıyor. Bütün bunların arasında kendi tempomu buluyorum. Bazen bir köşede durup kalabalığı izlediğim oluyor. Bir turist grubu çılgın tişörtler denerken diğer tarafta biri sahnede bağırarak gitar solosu yapıyor. O sırada elimde yediğim yemek kabağı dengede tutmaya çalışıyorsam o an tamamlanıyor. Camden tam olarak böyle: her şey hiç uyumlu değil ama bir arada çok güzel duruyor

Paylaş
FacebookXWhatsApp
İlgini Çekebilir