IngiltereRehberi

Harringay & Green Lanes’de Kaybolmak

Harringay & Green Lanes’de KaybolmakGezi

Green Lanes’e adım atınca hissettiğim tanıdık hava

Sokağa girer girmez burnuma gelen o sıcak pide kokusu, tabelalardaki Türkçe kelimeler, insanın içini tuhaf bir şekilde rahatlatıyor. Londra’nın ortasında olmayı unutturuyor. Green Lanes’de yürürken sanki İstanbul’un bir sokağından karşıya geçecekmişim gibi bir his kapladı içimi. Yol boyu uzanan küçük marketler, kasaplar, pastaneler… Hepsinin kendine özgü bir enerjisi var. En çok da dükkan önlerinde oturan insanların rahatlığı ilgimi çekti. Çaylarını yudumlayıp laflıyorlar, yüzlerinde tanıdık bir ifade. Bir an için yanlarından geçerken kulağıma eski bir şarkı çalınıyor gibi oldu. İnsan kalabalığı o kadar doğal ki, hiç yabancılık çekmedim.

Neden “Küçük Türkiye” deniyor?

Burada yürürken Türkiye’de çocukluğumda gördüğüm pek çok şeye denk geldim. Marketlerdeki ürünler neredeyse aynı. Şarküterilerdeki sucuklar, peynirler, salamura ürünler… Gördükçe insanın eli kendiliğinden sepete gidiyor. Bazı yerlerde fiyatlar biraz yüksek ama Londra’ya göre hala makul sayılabilir. Bu bölgenin ruhunu oluşturan şey bence sadece işletmeler değil, insanların konuşma tarzı, ses tonu ve sokaklarda gezen çocukların enerjisi. Hatta bir dükkanda çay alırken kasanın arkasındaki çocuk yanlışlıkla bana “abla” dedi, sonra özür diledi. Gülümsedim. Burada bu kadar tanıdık bir hitap duymak içime bir sıcaklık bıraktı.

Green Lanes’in temposu

Bu caddenin kendine has bir ritmi var. Trafik bazen sıkışıyor, bisikletliler bir anda yanından geçiyor, kimse bir şeye tam olarak şaşırmıyor. Yürürken birkaç küçük restoranın önünde kömür ateşinde dönen etleri gördüm. O koku insanı anında acıktırır. Kaldırım kenarında oturup hızlıca bir dürüm yiyenler bile mutlu görünüyordu. Sokak sanki günün her saatinde canlı. Böyle yerlerde yürürken fazla plan yapmayı bırakıyorum. Bir dükkana dalıp ne var ne yok bakmak, fiyatlara göz atmak veya sadece oturup çay içmek bile günün akışını değiştiriyor.

Harringay’in sessiz sokaklarına doğru ilerlerken

Green Lanes’in kalabalığından çıkıp yan sokaklara geçtiğim anda hava birden değişti. Daha sakin, daha düzenli, daha duru bir atmosfer. Renkli kapılar, minik bahçeler, kapı önlerinde bisikletler… Burası bambaşka bir dünya gibi. İnsan bu geçişi hissediyor. Sokaklarda yürürken bazı evlerin camlarında küçük süsler gördüm. Rüzgar çanları, minik çiçekler, örülmüş duvar süsleri… Bir evin camında nazar boncuğu bile vardı. Her adım başka bir karakter.

Yaşam hissi ve semtin dokusu

Harringay’de dikkatimi çeken şey, insanların birbirini tanıyor gibi davranması. Komşular kapı önünde ayaküstü sohbet ediyor. Birkaç adım sonra bir posta dağıtıcısının ev sakinleriyle şakalaştığını gördüm. Böyle küçük anlar semti daha gerçek hissettiriyor. Bir ara yolumu kaybettim sanırım ama rahatsız olmadım. Sessiz sokaklar insanı huzurlu bir şekilde dolaştırıyor. Arada kendimi bir bankta oturup çevreyi izlerken buldum. Londra’da nadiren böyle hisler yaşıyorum.

Türk işletmelerinin yoğunluğu ve pratik bilgiler

Green Lanes boyunca Türk restoranı bulmak neredeyse garanti. Kebabı, pideyi, içli köfteyi, baklavayı aynı cadde üzerinde görmek çok garip bir tanıdıklık veriyor. Restoranların çoğu dolu. Özellikle hafta sonları masa kapmak bile zor. Bir pastaneye girdim, tezgahın önünde uzun bir dizi börek vardı. Ispanaklı, kıymalı, peynirli… Bir porsiyon alıp dışarı çıkınca rüzgarın kokuyu nasıl daha güzel taşıdığını fark ettim. Yanımdan geçen bir çift Türkçe konuşunca hafifçe gülümsedim; burada yalnız hissetmek pek mümkün değil.

Alışveriş için fiyat karşılaştırması

Marketlere girince aslında fiyatların mağazadan mağazaya değiştiğini fark ettim. Bir yerde zeytin 3.5 pound, diğerinde 2.8. El alışkanlığıyla karşılaştırdıkça insan fark ediyor. Çoğu market taze ürün satıyor ama kasaplar arasında kalite farkı epey belirgin. Et alırken kısa bir sohbetle bile doğru yeri bulabiliyorsun.

ÜrünFiyat Aralığı
Zeytin£2.8 – £4
Börek (dilim)£1.5 – £3
Dürüm£7 – £11
Türk Çayı (küçük bardak)£1 – £1.5

Böyle bir tablo çıkarmak biraz komik geliyor ama ilk gezide not almayı seviyorum. Hem bütçemi hem kafamdaki fiyat algısını düzenliyor.

Toplu taşıma ve semte ulaşmak

Green Lanes’e ulaşmanın en kolay yolu genelde Overground. İstasyondan çıkınca zaten her şeyin ortasına düşüyorsun. Otobüslerle de ulaşım rahat, özellikle 29 numara sık geçiyor. Bu bölge konusunda en şaşırdığım şey, böyle canlı bir caddenin ulaşım açısından bu kadar kolay olması oldu. Harringay’in sokaklarına yürüyerek geçmek daha keyifli. İstasyona yakınlaştıkça önce marketler, sonra restoranlar, sonra evlerin huzurlu yapısı ortaya çıkıyor. Sanki kademeli bir geçiş gibi.

Semtin bana hissettirdiği şey

Green Lanes’de kalabalığın verdiği enerji, Harringay’in sakinliğine karışınca ortaya çok garip bir denge çıkıyor. Bir yanda memleket kokuları, bir yanda Londra’nın o düzenli şehir havası. Bu iki hal arasında yürümek bana iyi geldi. Bazen uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımın sesini duymuş gibi bir his oluştu. Bazen de sokak aralarında kaybolmanın tuhaf bir huzuru. Hem ev gibi hem yabancı, ikisinin arasında bir yerde duruyor.

Kısa kişisel notlar

  • Türk tatlısı yemek için akşam saatlerini beklemek daha iyi; taze çıkıyor.
  • Marketlerin çoğu nakit kabul ediyor ama kart daha güvenli hissettiriyor.
  • Döner ve pide restoranları çok yakın olduğu için fiyat karşılaştırmak değerli.
  • Bisikletliler ansızın çıkıyor; kaldırım kenarında yürürken dikkatli olmak iyi geliyor.
Paylaş
FacebookXWhatsApp
İlgini Çekebilir