Yıllık İzin Hesaplarıyla Boğuşurken Çıkan Garip Sessizlik
İş & Kariyerıllık izin konusu kafamda hep basit bir şeydi. Türkiye’de yıllardır alıştığım sistem vardı; burada ise her şey başka türlü işliyor. 02 Mayıs sabahı bilgisayarın başına oturup izin haklarını, bank holiday’leri ve bunların birbirine giren o tuhaf ilişkisini anlamaya çalıştım. Sanki çalışmaktan çok çalışmadığım günlerin hesabını yapıyorum gibi bir his. Kafamda hep aynı cümle dönüyor: statutory leave tam olarak benim ne kadar dinlenebileceğime karar veriyor. Bu ülkede tam zamanlı çalışan birinin yıllık izni 28 gün. Bunun içine bank holiday’ler de dahil edilebiliyor. Bazı işyerleri bank holiday’i ayrıca veriyor ama benim baktığım sistem öyle değil; hepsi paket hâlinde tek bir sayı. Bu bilgi kafama oturunca önümde duran takvime başka türlü bakmaya başladım. Hangi günler zaten tatil, hangi günler benim hak ettiğim izinlerden düşecek… Bunları organize ederken bir noktada gözlerim takvimin köşesine gidip “long weekend” yazısını aradı. İnsan beyninin otomatik eğlencesi bu sanırım.
Bank Holiday takviminin tuhaf ritmi
Bank holiday’ler aslında insana moral veriyor. Bir yandan ülkenin kolektif nefes aldığı günler, öbür yanda izin planına dahil edilince hesap karışıyor. Yılın hangi gününe denk geldiklerini ezberlemek neredeyse imkânsız. Christmas, Easter, Early May, Spring Bank, Summer Bank derken takvimde küçük küçük beyaz lekeler gibi duruyorlar. Benim için anlamı net: Eğer izin paketine dahilse bu günlerde ekstra izin hakkı almıyorum, sadece zaten tüm ülke gibi ben de dinleniyorum. Bazen düşünüyorum, bu sistemin böyle olmasının tek sebebi modern insanın sürekli hesap yapması. Kaç gün kaldı, hangisini ne zaman kullanayım, yıl bitmeden tükenecek mi. Bir de buna İngiltere’nin o meşhur “carry over” mevzusu ekleniyor ama bugün onu değil, sadece mevcut günlerin ne olduğuna odaklandım. Kafam zaten dolu.
Takvimi açınca karşıma çıkan tablo
Yılın bank holiday’lerini alt alta yazınca daha anlamlı oldu. Bir noktada kendime küçük bir tablo hazırladım:
| Gün | Açıklama |
|---|---|
| New Year’s Day | Yılın ilk nefesi |
| Good Friday | Paskalya başlangıcı |
| Easter Monday | Paskalyanın devamı |
| Early May Bank Holiday | Baharın sürpriz molası |
| Spring Bank Holiday | Bahar kapanışı gibi |
| Summer Bank Holiday | Yazın son vuruşu |
| Christmas Day | Yılın en sessiz günü |
| Boxing Day | Christmas’ın ertesi |
Tüm bu günleri görünce yıllık plan biraz daha netleşti. Yine de tatil planlamak kolay değil. Çünkü burada hava bile insanla alay ediyor. Bir gün 20 derece, ertesinde 9 derece yağan yağmur. Belki de plan yaparken hissettiğim güvensizlik bundan. Bank holiday’e güvenip bir şey planlasam yağmur her şeyi mahvedebilir.
Yıllık izni nasıl böldüm?
28 günlük izin hakkını tek seferde kullanmak akıl karı değil. Birazını yazın, birazını sonbaharda, birkaç günü de ne olur ne olmaz diyerek kenara ayırmak daha mantıklı geldi. Bu ülkede beklenmedik şekilde yorulabiliyor insan. Küçük kaçamaklara fırsat bırakmak iyi geliyor. Bugün oturup izin günlerini yılın içine dağıttım. Bir nevi puzzle gibi. Tatil demek aslında boşluk yaratmak demek. Kendime birkaç küçük hedef yazdım: Bir long weekend’i sahil kasabasına kaçmak için kullanmak. Bir haftayı doğuda yürüyüş rotalarına ayırmak. Birkaç günü de tamamen evde hiçbir şey yapmadan geçirmek. Bazen hiçbir şey yapmamak bile bir tatil planıdır.
İzin planı yaparken aklımda dönenler
- Bank holiday olan günleri izin günlerinden düşmemek.
- Yıl ortasında mental break için bir haftalık bir boşluk bırakmak.
- Yılın sonuna doğru kalan günleri saklamak; çünkü yıl sonu garip bir şekilde yorucu oluyor.
- Yazın en az 5 günü garanti altına almak.
Bu planı yapınca kendimi hafifledim. Bir yandan da garip bir sorumluluk hissi geldi. Çünkü artık iş sadece izin hakkı değil; hayat düzeninin bir parçası. Bir günü yanlış planlasam bütün hafta kayabilir gibi hissediyorum.
Bu ülkede dinlenmenin anlamı değişiyor
Belki de buradaki düzen bana şunu öğretiyor: Dinlenmek bile sistemli bir şey. O spontane “hadi çıkalım” hissi kayboluyor. Bank holiday varsa herkes dışarı çıkıyor, rezervasyonlar doluyor. O yüzden bazı günleri özellikle kalabalığın dışında seçtim. Turistik olmayan zamanlar daha sakin. Belki de tatilin anlamı bu sakinlik. İşin garip yanı, izin planlarken kendimi hafif gerilmiş hissettim. Sanki yanlış bir şey yaparsam tüm yıl boyunca bedelini öderim gibi. Buradaki çalışma ritmi insanın beyninde böyle bir baskı yaratıyor. O yüzden bugün yaptığım plan bana çok iyi geldi; en azından yılın nasıl akacağını kabaca biliyorum.
Kendi iç sesimle küçük tartışma
“Bu kadar plan yapmaya gerek var mı?” diye sordum kendime. Sonra hemen cevap geldi: Var. Çünkü bu ülkede kaç gün izin hakkın olduğunu bilmek yetmiyor; nasıl kullanacağını da bilmek gerekiyor. Yoksa yıl sonu bir bakıyorsun, günler yanmış. Bu düşünce canımı sıkıyor. Parayı çöpe atmak gibi. Bazen insanın tatil planı bile onu yoruyor ama sonuçta iyi ki yaptım. Bugünün sonunda takvime baktığımda içimde hafif bir huzur oluştu. Bank holiday’lerin ritmini, yıllık izinlerin çerçevesini kafamda netleştirdim. Belki ileride bu planı bozacak şeyler olur ama şimdilik elimde iyi bir iskelet var.