IngiltereRehberi

Richmond’da yürürken geyiklerle göz göze gelmek

Richmond’da yürürken geyiklerle göz göze gelmekGezi

Sabahın çok erken bir saati değildi, ama hava hâlâ nemli ve sessizdi. Metrodan çıkıp parkın girişine yürürken etrafıma baktım; şehir sesleri yavaşça geri çekiliyor, yerini geniş, açık bir boşluk duygusu alıyordu. Richmond Park’ın kapısından içeri girince o sessizliğin kaynağını anladım. Burası Londra’nın ortasında değilmiş gibi davranan bir yer. Ağaçlar birbirine yaslanmış, yollar kıvrılarak ilerliyor ve insan, parkın içine girdikçe kendi ritmini otomatik olarak yavaşlatıyor. Yürürken uzaktan kahverengi birkaç gölge seçtim. Yaklaştıkça anladım ki gölge değilmiş; iki tane devasa geyik, hiç umursamadan yerdeki otlara gömülmüş, sabah kahvaltılarını yapıyorlardı. Ne kadar büyük olduklarını fark ettiğimde istemsizce adımlarımı küçülttüm. Aramızdaki mesafe fazlaydı ama yine de inanılmaz bir karşılaşmaydı. Hiçbir jest, hiçbir tepki yok; sadece sakinlik. İnsanların varlığını çoktan kabullenmiş gibiler.

Geyiklerle yaşamak nasıl bir şey?

Parkın içinde yürürken sürekli bir köşeden yeni bir sürü çıkıyor. Kimi gölgelerde dinleniyor, kimi yolun kenarında sakince bekliyor. Fotoğraf çekmek isteyenleri görünce aklıma tek bir şey geliyor: burada sınırları gerçekten insan değil, geyikler koyuyor. Mesafe bırakmazsan hemen sinirli bir bakış atabiliyorlar. İyi ki kocaman uyarı tabelaları var; yaklaşmamak gerektiğini net bir şekilde hatırlatıyor. Bazı anlarda kendimi bir belgeselin içine düşmüş gibi hissettim. Ağaçların arasına saklanmış genç bir erkek geyik, başını çevirip bir süre bana baktı. O an aramızda bir alışveriş oldu: “Benim alanım burası, sen sadece geçiyorsun.” Bu kadar doğal bir hiyerarşiyi ilk defa bu kadar belirgin hissettim.

Doğa yürüyüşünde küçük keşifler

Park sadece geyiklerden ibaret değil. Ağaçların kokusu bile farklı burada. Özellikle geniş patikaların kenarındaki uzun otlar rüzgârla birlikte sürekli hareket edince yürüyüş bir ritüele dönüşüyor. Yolların bir kısmı kuru, bir kısmı çamurlu; nereye bastığını her an kontrol etmek gerekiyor. Ama bu hâl bile şehirde unutulan bir şeyi hatırlatıyor: hareketin doğal olması. Bir noktada tepeden aşağı doğru açılan bir manzaraya denk geldim. Tam o esnada güneş bulutların arasından hafifçe sızdı. Parkın yeşilliği parladı ve önümde birkaç aile kahvaltı hazırlığı yapıyordu. Çocukların bisiklet tekerleri çakılların üzerinde hızlı hızlı dönüyor, yaşlı çiftler ellerinde termoslarla dolaşıyordu. Bu yarı-piknik yarı-doğa ritüeli Londra’da insanların hayatına çok doğal bir şekilde yerleşmiş. İçimde garip bir tanıdıklık hissi oluşturdu.

Ted Lasso izleyenler için kısa bir gülümseme

Richmond deyince akla ister istemez Ted Lasso geliyor. Diziyi izleyen biri olarak, sokak tabelalarında ismi görünce istemsizce gülümsedim. Parktan çıktıktan sonra merkeze doğru yürürken bazı dükkânların camlarında diziye dair ufak detaylar görmek beni eğlendirdi. Çok büyük bir reklam ya da turistik bir gösteriş yok; daha çok “bizim mahallede çekilmişti, haberin olsun” tavrı. Benim de mahalleye yeni taşınmışım gibi hissettirdi.

Richmond’ın merkezi neden bu kadar sakin?

Parktan çıktıktan sonra merkeze doğru ilerledikçe ton tamamen değişiyor. Dar sokaklı, tatlı bir İngiliz kasabası havası var. Kahveler kalabalık ama gürültüsüz. İnsanlar konuşuyor ama bir uğultu oluşturmuyor. Tuhaf bir şekilde herkesin birbirini tanıyormuş gibi davranması hoşuma gitti. Bir kafede oturduğumda, yan masadaki ikili yarı fısıltıyla günün dedikodusunu konuşuyordu. Rahatsız etmeyen, akışın parçası olan bir sessizlik. Thames Nehri kıyısına indiğimde manzara tamamen değişti. Nehir geniş, sakin ve kendinden emin akıyor. Banklarda oturan insanlar, yanı başlarında köpekleriyle nehrin akışını izliyor. Köpek sayısının büyüklüğü ciddi bir istatistik konusu olabilir. Her boyda, her renkte köpek geçiyor. Hatta bazıları nehre girip çıkıyor. Sahipleri bundan hiç rahatsız değil; belli ki nehir kenarı onlar için günlük hayatın parçası.

Richmond neden bu kadar seviliyor?

Bir süre sonra bunun cevabı yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Burası şehir odaklı bir yaşamın ortasında nefes almak için ideal bir durak. Parkı, nehri, küçük kasaba hissi… Hepsi bir araya geldiğinde Richmond, büyük şehrin ritmini dengeleyen bir yer hâline geliyor. İnsan burada birkaç saat geçirdikten sonra bile fark ediyor; sabrın geri geldiği, temponun düştüğü bir atmosferi var. Geyikler buna en büyük sebep olabilir. Şehrin içinde böylesine özgür dolaşan hayvanlar, burada yaşamın gerçekten farklı aktığını hatırlatıyor. Aynı zamanda parkın yönetimi ve doğayla uyumlu yaşam kültürü, kentin düzenli bir organı gibi çalışıyor. İnsanlar buna sahip çıkıyor ve park da bunu karşılık olarak hissettiriyor.

Yan not: Ayakkabı seçimi hayat kurtarıyor

Bu yürüyüşte yanlış ayakkabı seçmek gerçekten hata olurdu. Çamur, toprak, çakıl… Her şey var. Hatta bir noktada yanımdan hızla geçen bir grup koşucu oldu. Çamur sıçradı ama kimse rahatsız olmadı. Richmond’da yürümeyi planlayan herkesin yedek çorap ve sağlam tabanlı bir ayakkabı alması ciddi bir tavsiye sayılabilir.

Parktan dışarıya son bir bakış

Gün biterken tekrar girişe doğru yürüdüm. Güneş alçalmıştı ve gölgeler uzamaya başlamıştı. Aynı sabah gördüğüm iki geyik hâlâ aynı bölgede dolaşıyordu. Bu kez biraz daha uzaktan baktım; günün sonunda bile hareketleri aynı sakinlikteydi. Parkın girişinden çıktığım an, yeniden şehir sesleri gelmeye başladı. Yine de içimde garip bir ferahlık vardı. Richmond, sanki koca bir günü sadece doğanın içinde geçirmişim gibi hissettirdi. Burası benim için sadece bir semt değil; şehrin hızını unutup kısa bir mola verdiğim yerlerden biri oldu.

Richmond’da bir günün küçük notları

  • Geyikleri görmek için sabah saatleri daha iyi.
  • Park içinde bisiklet yönlendirmeleri var, ama yaya yolları daha keyifli.
  • Thames kıyısında kahve içmek yürüyüşün ideal finali.
  • Köpekli aileler parkın her yerinde; hayvanlarla arası iyi olanların çok hoşuna gider.
  • Dizi meraklıları için merkezde minik Ted Lasso detayları sürpriz gibi görünüyor.

Kısa tablo: Richmond Park’ın karakteri

ÖzellikAçıklama
GeyiklerDoğal yaşamın ana parçası, özgürce dolaşıyorlar.
Park AlanıAvrupa’nın en büyük şehir içi parklarından biri.
AtmosferSakin, yavaş ve dingin.
MerkezKüçük kasaba hissi; kafeler ve butik dükkanlar.
Nehrin EtkisiThames kıyısı yürüyüşe harika bir son.
Paylaş
FacebookXWhatsApp
İlgini Çekebilir